Article

Avucunuzdaki Beyin Ne İşe Yarar?

Geçtiğimiz günlerde facebook.com/selimcavus sayfamda

“Kısaca Biz” başlığı ile duyurmuştum aşağıda sizlerle paylaşmış olduğum infografik çalışmamızı.

Evveliyatında bir kulüp olarak başlamış olan, 2 yıldır dernek olarak çalışmalarına hızla devam eden “DÜŞÜN TAŞIN” maceramızda neler yaptığımızı kısaca anlatmak, takipçilerimiz ile paylaşmak istedik.

Kısaca Biz dememin sebebi; daha yapmak istediklerimizin %10′unu bile gerçekleştirmemiş olmamızdan dolayıdır. Önümüzdeki yıllarda artarak devam edecek olan projeler  ve etki alanımız; üyelerimiz ile birlikte daha da katkı sağlayıcı ve katma değer üretici hale gelecek.

Zor bir alanda çalışma yaptığımızın farkındayız. İnsanların bir çoğunun anlamakta güçlük çektiği ve günümüz kapitalist dünyasının mantığına ters bir fikrin peşinden koştuğumuzun da bilincindeyiz. Ama, 2 yıldır dernek  olarak kat etmiş olduğumuz yola bakınca, yanımızda olan genç ve üretken arkadaşların kariyerlerinde almış oldukları yolun kilometrelerini ölçümleyince tek bir şey demek kalıyor geriye;  “Çalışmak, çalışmak ve yoruluncaya kadar değil vizyonun tükeninceye kadar, hayallerin gerçekleşinceye  kadar Çalışmak.”

İşte ancak bu şekilde gerçekleşecek bu ülkenin kalkınması. Herkes kendi hesabına çalıştığı kadar bir başkasının  geleceği adına da çalıştığı  zaman bu dünyadaki yaşama gayemizi daha iyi anlayacağız. Ve beynimizin avcumuzun içindeki tuttuğumuz bir plastik olmadığını ve onu daha iyi işlerde kullanmamız gerektiğini dahi iyi anlayacağız.

Leave a Comment
Article

Her Gün Bir…

Her yıl başında insanlar yeni kararlar alıp onları uygulayacağına dair sözler verir.

Bunlar için word ve excel dosyaları, her an yanlarında taşıdıkları cüzdanlarına koyacakları notları en yakın tasdikleyici argümanlarıdır bu yapmak istediklerinin. Ama gel gelelim bir kaç hafta, bilemedin bir ay sonra yapılmak istenen işlerde yarım kalan onlarca proje ve istikrarsızlıklar oluverir bir anda. İnsanlar da hayıflanmaya başlar.

Dünyamızın ” BASİTLİK’‘ kavramına son dönemde ne kadar önem verdiği hepimizin malumu. İşte ben de 2012 yılı için bu basitlik ve sadelik kavramlarından yola çıkarak neler yapabilirim acaba diye kendi kendime sorduğumda aklıma bir slogan geldi; ‘‘HER GÜN BİR …”

Bu boşluğu istediğimiz gibi doldurabiliriz.

  • Her gün bir sevdiğimi arayıp halini hatırını soracağım.
  • Her gün bir facebook arkadaşıma herhangi bir sebebi olmadan merhaba deyip bir proje teklif edeceğim.
  • Her gün bir yeni müşteri elde etmek için çaba sarfedeceğim.
  • Her gün bir saati kendime ayıracağım.
  • Her gün bir saat daha erken uyuyup sabah daha da erken kalkmaya çalışacağım .
  • Her gün bir yarım saatimi sadece kitap okumaya ayıracağım.

Benzer boşluk doldurmaları hepimiz kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda sıralayabiliriz. Hayat tahmin ettiğimizden de kısa. Yapmadıklarımızı alt alta koyup yapamadıklarımıza ulaşmamız mümkün değil. “Gelin gün geçmeden bu hayatı daha anlamlı kılabilecek  projelere bir an önce başlayalım.  Ülke olarak daha fazla değer üretmenin çabasında olalım.

Leave a Comment
Article

İbrahim Toprak;”Ayakları yere basan, gözü zirvede olan ekip “

“Hayaller bazen gerçekleşmekte gecikir.  Gecikme değildir aslında o… Senin ona ne kadar inandığını ve sabrettiğini kontrol eder sadece”

Arkadaşlarımla birlikte yaklaşık 3 yıldır üzerinde çalıştığımız ” Kitap Okuma Günleri” projemiz ile ilgili hayallerimizin ilk kısmı yavaş yavaş  gerçekleşiyor. Kitap üzerine konuşmaların yapıldığı, yeni arkadaşlık ortamlarının oluştuğu ve giderek  Türkiye’nin dört bir yanına yayılan bu projemiz üniversitelerdeki kontak isimlerimiz üzerinden yaygınlaşmaya başladı bile.

Kendisi ile ilk kez Konya’ya beni  davet ettiği seminer programı vesilesi ile tanıştığım İbrahim Toprak arkadaşımızdan ve Konya’da gerçekleştirdiği Kitap Okuma Günleri etkinliğinden bahsetmek istiyorum.

2 Ekim 2011 Pazar günü açtığımız yeni sezon ile birlikte 59 kez sadece İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimizi artık farklı illerde de yapmanın zamanı gelmişti. İlkini aynı anda 7 ilde gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimizin 16 Ekim 2011 Pazar günü olan 61.si ise tam 9 ilde aynı anda gerçekleştirildi.

Konya Selçuk Üniversitesinden arkadaşımız İbrahim Toprak son etkinliğimiz ile ilgili duygu ve düşüncelerini şu şekilde ifade ediyor;

“61. Kitap Okuma Günleri’ Konya’da 6 kişiyle birlikte gerçekleştirilmiştir. Sayımızın az olmasına rağmen ekipten son derece memnun kaldığımı belirtmek istiyorum. Çünkü her zaman hayatımda dikkat ettiğim bir söz vardır. ‘Az olsun, öz olsun.’ İsteklilik çok önemli. Bizler, üniversite temsilcileri olarak bu istekli arkadaşlarımıza ulaşmaya çalışacağız. Düşün Taşın Derneği- Selçuk Üniversitesi temsilcisi olarak farklı projelerle dikkatlerimizi üzerimize çekeceğimiz bir zaman görüyoruz. Aynı zamanda ekibimizin sayısında artışlar olacağını şimdiden dile getirebiliriz. Kitap okumanın ne kadar güzel bir işlev olduğunu bugün kafeye gelen kişilere anlatmaya çalıştık. Grup olarak sohbet edip Düşün Taşın Derneği’ni anlattık. Şu anda farklı projeler üzerine çalışmalara başladık. Rapor haline getirip sizlere sunduktan sonra hayata geçirmeye çalışacağız. Düşün Taşın Derneği’ni tanımış olmak ve bu ailenin içinde bulunmak benim için gurur duyulacak bir tablo. Sizler, bizlerin elinden tutup güzel yollara işaret ettiniz, bizlerse sizlerin bu güzel projenizde sonuna kadar destek sağlayacağımızı bilmenizi isteriz. Düşün Taşın Derneği’ni  teşekkürü bir borç biliriz.

Ayakları yere basan, gözü zirvede olan ekip ( Düşün Taşın Derneği-Selçuk Üniversitesi)”
Hayallerinizin gerçeğe dönüşmesi için sen sadece biraz zaman ayırıp, üşenme de düşün ve hayal kur yeter. Gör bak bir gün gerçek olacak hepsi.
Leave a Comment
Article

İyi ki Varsınız

Etrafınızdaki insanların söylemleri sizleri yansıtır.

Bir mekana cismen gitmeden  önce ismin  anıldığında ya da duyulduğunda insanların kafasında neler canlanıyor . Kaç ortamınız var  sizin gelişiminiz adına bir şeyler yapmak için adeta birbiri ile yarışan insanların olduğu… Kaç arkadaşınız var ki bugünü kurtarmanın peşinde değil de geleceği, yarını ve oradaki yaşayacağınız güzellikleri kucaklamaya çaba sarfeden.

Bazen öyle ortamlar içinde bulunuyor ve öylesine harika şeyler yaşıyoruz ki farkına bile varmıyoruz. Kimi zaman sana hesap  soran, kimi zaman  seni mutluluklara gark eden insanların olduğu ortamlarda bulunuyoruz.

Çay içmek güzeldir, evet muhabbet etmek de güzeldir. Ama bunlar sadece “Mekan Arkadaşlıkları” olarak sizlere fayda sağlayacak aktivitelerdir.

  • Kaç arkadaşınız okuduğunuz kitaplardan dolayı sizi sorguladı?
  • Kaç arkadaşınız  en iyisini yapamadığınız bir işin mükemmelini yapana kadar  öğrenmen için sana elinden gelen tüm çabayı sarf etti?
  • Ya da kaç arkadaşınız milyonlarca kilometre uzaktaki bir ülkeden sizin İstanbul’daki heyecanınıza ortak oldu?

Etrafınızda “İYİ Kİ VARSINIZ” ifadesini kullanan arkadaşlarınız var ise o zaman hiç korkmayın. Bu dünyadan göç giderken birileri siz cisminizle var olmasınız da, isminizle sizi iyi şekilde anacaklardır.

Leave a Comment
Article

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Yaz Akademisi Notları-1

Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneğinin organizasyonu ile Leonardo da Vinci programı kapsamında Kadir Has Üniversitesi Selimpaşa Kampüsünde gerçekleştirilmekte olan  programa iki hafta önce kabul aldığıma yönelik mail geldiginde pek bir mutlu olmuştum. Bir hafta işlerimden, sevdiklerimden ayrı kalacaktım ama programın içeriği elime ulaşınca orada öğreteceklerime duyduğum heyecandan dolayı işlerin hepsini arkadaşlarıma devredip atladım otobüse.

Cok şirin bir pansiyon ayarlamışlar.Kampüse 10 dakika yürüme mesafesinde. Pazartesi günü ilk etkinliğini gerçekleştirdiğimiz program Yüksel İnşaat firmasında Kurumsal İletişim Uzmanı olarak çalışan  Berkay ORHANER’in sunumu ile başladı.

Daha önce duymadığım şeyleri dinliyor olmak, yeni şeyler öğrenip onları başkaları ile paylaşabilmek beni o kadar  heyecanlandiriyor ki. Deli gibi notlar aldım. Notların yanlarına kendi yaptığımız işlere burada anlatılanları nasıl adapte edebileceğimizi düşünürek sürekli cıkarımlarda bulundum.

Anlatılanlardan kısa kısa bahsedecek olursam;

  • Google’da sadece iki gereksiz arama yaparak  çevreye ne kadar zarar verdiğimizi
  • Önümüzdeki günlerde Türkiye’deki bir çok web sayfasında da yeşil web gibi ibarelerin yer alacağını ve web dünyasında çevreye duyarlı web sayfalarının  giderek artacağını
  • Küresel ısınmaya maruz kalan insanların iç çamaşırlarında nasıl bir değişikliğe gittiklerini ve garip gibi duran ama aslında çok önemli bu durumun bize yaşadığımız dünyayı  nasıl kirlettiğimizi  fark ettirmesi gerektirdiğini.

  • Kurumsal Sosyal Sorumluluk alanında yapılan bir çok etkinliğin “DOKUN KAÇ” tabiri ile özetlenebilecek şekilde yapıldığını
  • Şirketlerin kuruldukları ilk 5 yılda KSS gibi bir kavrama ne gerek olduğunu düşündüklerini, sonrasındaki zamanlarda” Getirin bakalım şu KS midir, SS midir, KSS midir nedir dosyalarını” dediklerini öğrendim.

Yaz Akademisine katılan arkadaşlarla çekildeğimiz bir fotoğrafı da paylaştıktan sonra gün gün bütün kampta almış olduğum notlarımı paylaşacağım.

Program hakkındaki  detaylar için linkine bakabilirsiniz.

Leave a Comment
Article

Bir Hafta, Bin Ay

Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü belkide hayatımın en güzel ve sıra dışı günlerinden birini yaşadım. 22 Haziran 2011 Çarşamba günü Sabancı Vakfı tarafından geliştirilen, CNN Türk aracılığı ile kamuoyuna duyurulan “Fark Yaratanlar” projesinin sezon finali için Sabancı Müzesi’ndeydik.

Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler SABANCI‘nın katılımı, Cüneyt ÖZDEMİR‘in de Türkiye’nin Fark Yaratan 32 güzel insanı ile birlikte harika bir TV programı çekimi gerçekleştirdik.

Güler Hanım ile sohbet etme imkanı bulduğum, Düşün Taşın Derneği hakkında bilgi verdiğimiz güzel bir gündü benim adıma. Canlı yayın esnasında Cüneyt Özdemir; “Aralık ayındaki tv programından bu yana ilginç hangi projeler gerçekleştirdiniz?” diye sordu.

Sorusuna cevap verirken 13 üniversitenin bizleri davet ettiğinden bahsettim. Oralarda sunumlar gerçekleştirdiğimizi ve üniversitelerde daha aktif olacağımızın haberini verdim. Program sonrasında Güler Sabancı ilk olarak bana şunu sordu. “Yoksa sizi Sabancı Üniversitesi davet etmedi mi?”

Sorunun cevabı değil ama, Düşün Taşın Derneği ve Kitap Okuma Günleri etkinliği sayesinde bu hareketin gelmiş olduğu nokta  asıl önemli olan benim için. Bu işin bu noktaya gelmesine  inanılmaz emekler sarf eden bütün ekibime teşekkür ediyorum.

Bir haftanın bin ay gibi bir zaman dilimine yayılmasına sebep olan ikinci konu ise Üniversite Temsilcilerimizi seçmek için 26 Haziran 2011 Pazar günü Holiday INN Otel’de gerçekleştirdiğimiz oryantasyon programı oldu.

Geçtiğimiz dönemde konuşma yapmak üzere gitmiş olduğumuz üniversitelerden almış olduğumuz heyecan ile Düşün Taşın Üniversite Temsilciliklerini açıp o illerde ve üniversitelerde de projeler yapmaya yönelik hayalimizin başlangıcını geçtiğimiz hafta gerçeğe dönüştürdük.

Yüzlerce başvuru arasından seçmiş olduğumuz arkadaşları İstanbul’a davet ettik ve onlardan neler beklediğimizi paylaştık. Ve şu an bambaşka bir heyecanın içerisindeyiz. Teker teker temsilcilerimizi fan sayfamızdan ilan ediyoruz.

Özetle, bu hayatı güzel yaşamak isteyen, kendi ile derdi olan, ailesi, etrafı, ülkesi için bir şeyler yapmak isteyen dert sahibi insanlar arıyoruz. Tek derdimiz de bu dünyadan göçüp gittiğimiz zaman arkamızda “Hep iyi şeyler yaptı” diye anılmak.

Leave a Comment
Article

Köklü Bir Çınar Olmak

Uzun bir paragraftan öne çıkan bir cümle, sayfalar dolusu gazete haberi içerisinden sana göz kırpan bir ilan, milyonlarca insan arasından sana merhaba diyen  bir gülümseme bazen hayatlarımızı değiştirir.

Bir kapıdır bu sana aralanan. Sen, bugüne kadar aralanan milyonlarca kapıda olduğu gibi: içeri davet edene inanıp kapı kapanmasın diye  ayağını mı koyacaksın yoksa nasıl olsa  kapılar tekrar aralanır deyip geri mi döneceksin?

Aralanan kapıların farkına varan insanların bügüne kadar  hep başardıklarını ve çok mesafe kat ettiklerini gözlemledim. Tabii ki; gelen o fırsatların, ”Hayatlarını değiştirecek bir imkan olabileceği BAKIŞ AÇISI’na sahip” olanlar için.

Bir toplantıya yeni biri geldiğinde hep mutlu olurum. Ondan alacağımız bir mesaj olduğu için gönderildiğini düşünürüm. Geçtiğimiz günlerde yaptığımız buluşmaların birinde de bir misafirimizin  söyledikleri, uzun zamandan beri aradığım cevabı bulmama yardımcı olacak bir açılım yaptı zihnimde.

Ağaçları anlattı bize. Ağaçlar; yağan yağmur, esen rüzgar, vb. zararlara karşı kendini koruyabilmek ve o durumları absorbe edebilmek için önce köklerini geliştirir dedi. O kökler belli bir güce eriştiği zaman ancak yukarıya doğru gövdesini uzatır ve meyvelerini vermeye başlar dedi. Hızla büyümek isteyenler bir anda boy salar, gövde gösterisi yapar ve sonra da gelen basit bir rüzgarda hemen dalları, gövdesi zarar görür ve ortada ne bir ağaç kalır ne de bir hayal diye anlattı.

Bu konuşma bana, uzun zamandan beri bir ağacın köklerini geliştirmesi  misali çalışmalar yaptığımızı farkettirdi. Herkesin- tek başına kahraman olma- çabası içerisinde olduğu bir zaman diliminde hep birlik olmayı ve birbirinden etkilenip dirlik olmayı becerebildiğimizi düşündürdü. Sadece bir kişinin değil etrafındaki güzel insanların da bir şeyler gerçekleştirmesi ile zengin olunabileceğini hatırlattı. Onlarca işi tek başına yapan değil, ekip olarak fikirler geliştirmenin güzelliğini farkettirdi.

Bir ağaç olma yolunda farkında olmadan mesafe kat ettiğimizi işte o buluşmadaki yemekte öğrendim. “Meyveler vermeye başlayacaksınız, belki de başladınız bile “ deyince arkadaşlarımın yaptıkları geldi aklıma ve yine mutlu oldum. Şu an üzerinde çalıştıklarımızı acaba ilk zamanlar yapabilir miydik? diye de kendime sormaktan alıkoyamadım. Bizim işimiz; ağacı sulamak, ona gübre vermek ve iyi bakmak …

Leave a Comment
Article

Salı Pazarı

Serdar Kuzuloğlu‘nun TRT Haber’de geçtiğimiz Cumartesi (28 Mayıs 2011) gecesi yayınlanan  Sosyal Medya programının konuklarından biri yıllar öncesinin meşhur pop şarkıcılarından Atilla Taş idi.

Bir yandan TRT Ipad  uygulamasından onu izlerken bir yandan bilgisayarımdan Twitter ve Okan Bayülgen‘in programını takip ediyordum. Aynı anda 3 mecra… “Maşallah Selim! ” dediğinizi duyar gibiyim.

Okan Bayülgen’in programı da; Nejat Alp, Aydın gibi yılların eskittiği ama bir türlü kendilerini eskimiş olduklarını kabul edemeyen birkaç isimle dönüyordu.

Gözüm bir yandan Serdar’ın programına bir yandan Okan’ın programına gezerken her iki kanaldaki  konukların da kendilerini ifade ederken “Bir seyyar satıcının Salı  Pazarının ortasında kendi ürünlerini satma ve dikkat çekme şıklığında” olduğu çıkarımında bulundum. Toplum olarak önümüze sunulanlara karşı artık, bir tüketim çarkı halindeyiz. Sürekli birileri bu çarkın içine giriyor, işini yapıyor ve dışarı atılıyor.

Ekrandaki  insanlar da programda; “Bizim ekmek paramız da bu!” diyordu, “Ben, bu işi yapınca extralara çağrılıyorum, iş alıyorum” diyordu.  Evet aynen bu ifadeyi kullanıyorlardı. Ekmek paralarını tv ekranlarından kazanmalarında bir problem yok elbette. Ama, o ekranlarda kalabilmeleri ve bizlerin onları takip edebilmesi adına büründükleri halleri görünce onlara mı kızmalı yoksa biz mi şapkamızı önümüze alıp düşünmeliyiz anlayamadım.

Ve bu düşünce bulutunun içerisinden son dönemde toplum olarak neleri göz ardı ettiğimizi, neleri unuttuğumuzu kaleme almak istedim ve  şunları çıkardım;

  • Son dönemde birbirimize olan güvenimiz o kadar azaldı ki nerede ise en yakın arkadaşımıza bile güvenmekte tereddüt ediyoruz.

  • Anne ve babalarımızın zaman zaman kurduğu; ” Bizim Zamanımızda Böyle miydi?” cümlelerini bizler artık  daha küçük yaşlarda söylüyoruz.
  • İnsanların manevi değerleri oldukça azalıyor ve çoğumuz maddeci ve faydacı insanlar haline geliyoruz.
  • Saygı kelimesi sözlüklerin sonlarında yer alan ve orada kalmaya mahkum edilen bir sözcük haline dönüştü adeta.

İkisi de eğlence formatında kurgulanmış bu TV programlarında kısada olsa izlediklerim  bana bunları yazma isteği uyandırdı.

Leave a Comment
Article

Üniversitelerde Yaşadıklarım

Fransa’da bir restorantın çıkış kapısının üzerinde;

Yemeklerimizden memnun kaldıysanız dostlarınıza, kalmadıysanız düşmanlarınıza tavsiye edin” diye yazar.

İyi yapılan her şeyin desteklenmesi gerektiği gibi olumsuz ve başarısız olunan işlerin de mutlaka uygun bir dille  ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Geride bırakmak üzere olduğumuz üniversite eğitim-öğretim dönemi içerisinde 13  üniversitede konuşmalar ve sunumlar yaptım. Bu senenin ilk organizasyonu; Konya Selçuk Üniversitesi’ndeki İbrahim Toprak yönetimindeki Bilgi ve Yönetim Topluluğunun Yönetim Günleri idi. Arkadaşım Nurettin Özdoğan ile birlikte sisten dolayı çok sıkıntı yaşayarak ulaştığımız Konya’da 550 kişinin karşısında projelerimizi ve yaptıklarımızı anlatma imkanı bulduk. Bu etkinlik ve sonrasında kurmuş olduğumuz dostluklar harikaydı.

11 Mart Cuma günü Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ndeki Gençlik ve Girişimcilik Zirvesinde

konuşmacıydım. Katıldığım tüm organizasyonlar arasında, birkaç  farklı kulüp ve topluluğu bir araya getirerek tam bir koordinasyon ve işbirliği içerisinde gerçekleştirildiğine şahit olduğum tek etkinlikti diyebilirim. Beni çok iyi ağırlayan ve Kahramanmaraş’ı tanıtan ekipteki arkadaşlar ile uzun vadede farklı projeler yapmayı düşünüyorum.

Gelen konuşma teklifleri arasında en ilginç olan tabii ki İzmir 9 Eylül Üniversitesi Maliye Kulübününkü idi. Düşün Taşın Derneği‘nin  İstanbul’da yapmış olduğu kitap okuma etkinliklerinin aynısını kampüslerinin tam ortasında yapmayı teklif ediyorlardı.

Tekliflerinden dolayı bizim gibi sıra dışı olduklarına kanaat getirdiğimiz bu arkadaşlarımızın taleplerini geri çevirir miyiz? Dernekten ekip arkadaşlarım Onur Avcı, İsmail Ünlü, Vecihe Gömük ve Arif Acar ile kimimiz araba, kimimiz otobüs kimimiz de uçakla  gelerek  buluştuk  İzmir’de.  Arkadaşlar ile önce bir söyleşi gerçekleştirdik ve sonrasında da tam kampüsün ortasında İstanbul’da bugüne kadar 57 kez gerçekleştirdiğimiz etkinliğimiz; Kitap Okuma Günleri‘ni ve sonrasında da  DüşünME TaşınMA etkinliğini gerçekleştirdik. Başkan Yardımcısı Ceren Yılmaz’ın teklifi ile gittiğimiz İzmir 9 Eylül Üniversitesi Maliye Kulübü’ndeki arkadaşları bir kez daha böyle bir işe cesaret edebildikleri için tebrik ediyorum.

İzmir’den sonraki durağımız ise Afyon Kocatepe Üniversitesi’ydi.  Türkiye’nin ismini tescil ettirmiş ilk kulübü olan,

başkanlığını Lütfi Öztaylan’ın yaptığı  İşletme ve Ekonomi  Kulübünün davetlisiydik. Kocatepe Gelişim Günleri adını verdikleri etkinlik de gerçekten çok başarılı organize edilmiş ve ayakları yere sağlam basan katıldığım en iyi aktivite idi.

Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektör Danışmanı aynı zamanda İE Kulübü’nün Danışmanı  Tuğrul Kandemir Bey’in sunumun sonundaki konuşması ve öğrencilere olan desteği beni o kadar heyecanlandırdı ki; Tuğrul Bey sanki kulübün bir üyesi gibi heyecanı ve gerçekleştirmek istedikleri ile ekipteki arkadaşların motivasyon kaynağıydı adeta.

İzmir’de birlikte olduğumuz ekibimden;  Yardımcım Onur Avcı, Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu İsmail Ünlü ve Dış İlişkiler Masası sorumlusu Arif Acar’ı da dinleyen arkadaşlara tanıttığım bu etkinlik hafızamdan silinmeyenler arasında yerini şimdiden aldı.

Kıbrıs  Doğu Akdeniz Üniversitesi IEEE Öğrenci Kulübü ile gerçekleştirdiğimiz etkinlik de  hazırlanışı,  davet edildiğimde gönderilen brieften  tutunda kulüpteki arkadaşların konuşmacılara yardımındaki en ince detaya kadar tam anlamı ile profesyonel bir ekip tarafından hazırlanmıştı.

Bunların yanında davet aldığım ve konuşmalar yapmak için gittiğim tüm üniversiteleri ve ilgili kulüplerine de teşekkürü bir borç biliyorum. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biga Genç Girişimciler Topluluğu, İstanbul Teknik Üniversitesi Gönüllülük Kulübü ve  burada hepsine yer veremediğim kulüpler de sağolsunlar. Hem kendi  hem de ekibimdeki arkadaşlarım adına inanılmaz bir deneyim oldu. Bu sene 13 üniversiteye gitmek nasib oldu. Önümüzdeki sene 30 farklı yerde sunumlar gerçekleştirmeyi kendime hedef olarak koyuyorum.

Fransa’daki restoranın çıkış kapısında yazdığı gibi iyi yapılan şeyler her zaman alkışlanmalı. Bizleri davet eden, dinleyen, ağırlayan tüm üniversiteler ve onların kulüplerindeki ilgili arkadaşlar;

Sizleri dostalarıma tavsiye edeceğim.

Leave a Comment
Article

Deneme Bir, İki

Düşün Taşın Derneği üyesi ana kadrodaki ekip arkadaşlarımı çok seviyorum. Yeniliğe o kadar açıklar ki anlatamam. Ne zaman yeni bir  fikir aklımıza gelse, ne zaman bir denemede bulunacak olsak gözlerini hiç kırpmadan hadi hemen yapalım diyorlar. Bunu Ali Sami Yen Stadyumunda onbinlerce insanı bir araya getirebilir miyiz diye konuşurken de yaşadım, geçtiğimiz pazar günü yaptığımız etkinlik için de…

Geçtiğimiz Pazar günü hem kendi adımıza hem de gelecekte yapacağımız işler adına çok farklı bir denemede bulunduk. O da Kitap Okuma Günleri projemizin fortmatı ile alakalı idi.  Bugüne kadar 54 kez gerçekleştirdiğimiz etkinliğin bu sefer ki ayağında yeni bir şey deneyecektik. Bizleri takip eden ve yaptığımız etkinliklere katılmak istemelerine rağmen bir türlü dahil olamayan arkadaşlarımızın da katılacağı bir etkinlik yapalım dedik. Ve şöyle bir afiş;

Ve yine şöyle bir video ile;

http://www.youtube.com/watch?v=Ypt23vOsiGg

ONLINE KİTAP OKUMA günleri ismini verdiğimiz harika bir iş yaptık. Almanya, İsveç , Adana, İzmir ve daha bir çok ilden arkadaşlarımızın katılıdığı bu etkinklik ile gelecekte yapmayı planladığımız bir projenin ilk adımlarını attık.

Etkinliğe hazırlık için  az zaman kalmasına rağmen büyük bir hızla tüm çalışmaları  tamamlayan ekip arkadaşlarıma ve  tüm dünyadan katılan takipçilerimize çok teşekkürler. Birlikte bir başka “İLK” e daha imza atmış olduk.

Leave a Comment